ACI GERÇEKLER
Hayatın her aşamasında bazen acınası bazen de tirajı komik şeylere maruz kalırız. Mesela sevmediğimiz ot sürekli burnumuzun dibinde biter. Daha sonra imtihanımız böyleymiş der çekiliriz bir köşeye. Bir de bakarız acı gerçekler gün yüzüne çıkar. İsyan ederiz bu halimize.
Kiminiz komşularınızla, kiminiz mesai arkadaşınızla, kiminiz de farklı yaşam alanlarında bunu tecrübe edersiniz. Hayalini kurduğunuz dünyaya kavuşmaya ramak kalır; ama yine de böyle insanlar sizin kaderiniz olur. Aslında “bunu büyütecek ne var canım.” dersiniz. İletişim her şeyi halleder sanırsınız. O yolu da denersiniz. Bu sefer yanlış anlaşılmaların kurbanı olursunuz. İnce düşüncelerle şirinlik yapayım derken en büyük tokadı yersiniz. Alttan aldıkça ezilen hep siz olursunuz. Uyuşamamışsınızdır bir kere. İletişim de bir işe yaramamıştır.
Tarih tekerrür eder, “tebdil-i mekanda hayır var.” dersiniz yine bir işe yaramaz. Tecrübe ettikçe acı gerçeklerle karşı bu karşıya kalmaya devam edersiniz. Umudunuz kırılmış, dünyanız başınıza yıkılmış sanırsınız. Daha sonra bu tarz hadiselerin sizi yalnızlaştırdığını görür, yazgımız böyleymiş der kabuğunuza çekilirsiniz.
Peki, nedir bu acı gerçekler ?
Mesela; Ruhunu kaybetmiş, bencil, vurdumduymaz , değer yargılarının farkında olmayan, paragöz ve cahil insanlar…Bu tarz mahlûklar sadece ince ruhlu, müspet insanların değil; tüm insanlığın önündeki en büyük virüslerdir. Bunlar her ortamda tünerler. Vicdanlı hayat yaşama gayesinde olduktan sonra varsın burnunuzun dibinde bitsinler. Sanırım burnunuzun dibinde biten bu otları keçilerin emrine vermek çok zor olmasa gerek.